2 Ocak 2017 Pazartesi

Sinemada İktidar İdeoloji Ve Medya Üçgeni: Başkanın Adamları (Wag The Dog)

         
          IMDB’de 7.1 puanla izleyiciler tarafından oldukça beğenilen film, sistemi ve ABD’deki medya iktidar ilişkisini gözler önüne sermesi bakımından cesur bir film olarak nitelendirilmiştir. Film klasik Hollywood filmlerinin aksine eleştirel bir bakış açısına sahiptir.
          Wag The Dog filminin çözümlemesi “İdeolojik Film Eleştirisi” yöntemi ile yapılmıştır.

Wag The Dog Filminin Künyesi


Yönetmen: Barry Levinson
Yapımcı: Barry Levinson, Robert De Niro
Senaryo: Hilary Henkin, David Mamet
Oyuncular: Dustin Hoffman, Robert DeNiro, Anne Heche, Denis Leary, Willam H. Macy, Willie Nelson, WoodyHarrelson, Kirsten Dunst.
Müzik: Mark Knopfler
Görüntü Yönetmeni: Robert Richardson
Kurgu: Stu Linder
Dağıtıcı: New Line Cinema
Türü: Politik Komedi
Yapım: 1997 ABD
Süre: 97 dakika
 Wag The Dog Filminin Öyküsü

          Seçimlere birkaç gün kala Beyaz Saray’ı ziyaret eden bir kız, Başkan’ın kendisine cinsel tacizde bulunduğunu iddia eder. Skandalın büyümemesi için Çin’e giden Amerikan Başkanı, Beyaz Saray danışmanlarından Conrad Brean’ı işi halletmesi için çağırır. Conrad zaman kaybetmeden işe başlar ve basına başkanın hasta olduğu ve Çin’den bir gün geç döneceğini söyler. Conrad bir an önce skandalın üstünü örtmelidir. Çünkü rakip başkan adayı Neal, bu durumu lehine kullanarak popülaritesini arttırmak istemektedir. Aklına sahte, kurgusal bir savaş çıkarma fikri gelir. Bu iş için Hollywood yapımcısı Stanley Motss ile anlaşır. Tüm basın yayın organlarını kullanarak Arnavutluk’la Amerika arasında bir savaş çıkarır. Öyle ki özel efekt destekli bir görüntü çekerek tüm medyaya yayılmasını sağlar. Gerçekte elinde bir mısır cipsi kameraya doğru koşan bir kız, özel efektlerle savaş cephesinde elinde kedisiyle bombalardan kaçmaya çalışan küçük bir kıza dönüştürülür. Bu olay için özel beste yapılarak durum daha da ajite edilir. Senaryo kısmen başarıya ulaşmış, ülkedeki gündem değiştirilmiştir. Ancak bir süre sonra CIA durumu fark eder ve basına Arnavutlukla bir savaşın söz konusu olmadığını açıklar. Oyunları bozulan Conrad, Stanley ve beyaz saray çalışanı Ames başka bir senaryo düşünmeye başlarlar ve bir savaş kahramanı yaratmak isterler. Hikâyeye göre Amerikan ordusunda çavuş olan William Schumann Arnavutlar tarafından esir alınmıştır. William annesine mesaj göndermek için çekilen fotoğrafta kazağının üstüne mors alfabesiyle “Dayan Anne” yazmıştır. Olay basına yansıtılır ve şarkılar bestelenir ve William Shumann olayının bir simgesi olarak eski ayakkabılar ağaçlara, telefon ve elektrik tellerine asılmaya başlanır. Olay tamamen bir sosyal kampanyaya dönüştürülür
yine gündem yeniden değişir. William’ın halka gösterilmesi gerektiğini düşünen Conrad ve Stanley, bir tören düzenleyerek askerin Arnavutların elinden kurtarıldığını ilan etmek isterler. Ancak bekledikleri kişinin, rahibeye tecavüz suçundan tutuklanan, uyuşturucu kullanan, saldırgan ve psikolojik problemleri olan eski bir asker olduğu anlaşılır. Bu durum karşısında şaşkınlıklarını gizleyemeyen ikili, Schumann’ı getirirken uçak arıza yapar ve şehirden uzak bir yere zorunlu iniş yapmak zorunda kalır. Yakın bir benzin istasyonuna vardıklarında, William bir kıza tecavüz etmeye kalkışınca kızın babası tarafından öldürülür.
Ellerindeki kahramanı kaybeden başkanın adamları ülke çapında sahte bir cenaze töreni düzenleyerek psikopat bir asker mahkûm olan Willam’ı ölümsüz bir kahraman yaparlar. Televizyon programında konuşan yorumcuları izleyen Conrad ve Stanley, başkanın seçimi kazanmasına reklam kampanyasının neden olduğunu söylerler. Bu durumu kaldıramayan Stanley, herkesin her şeyi bilmesi gerektiğini söyleyerek odayı terk eder. Stanley’i ikna etmeye çalışan ancak başaramayan Conrad, adamlara işaret ederek Stanley’i durdurmalarını söyler. Ertesi gün Stanley haberlere çıkmıştır. “Ünlü Hollywood film yapımcısı Stanley
Motss evindeki havuzun başında ölü olarak bulundu. Ölümünün kalp krizine bağlı olduğu açıklandı.”

Wag The Dog Filminin İdeolojik Çözümlemesi

Filmde gizli mesajlardan çok, açık mesajlar daha fazla yer kaplamaktadır. Film Hollywood, ABD ve medya eleştirisi olduğundan ideolojik mesajlar açıkça verilerek izleyiciye bu dünya hakkında detaylı bilgi verilmektedir.




                                                           (Filmin Başlangıç Sahnesi)

- Köpek neden kuyruğunu sallar?
- Çünkü köpek kuyruğundan daha akıllıdır.
- Eğer kuyruk daha akıllı olsaydı kuyruk köpeği sallardı.

          Film siyah ekran üzerine beyaz yazıyla başlar. Aslında bu başlangıç hem filmin hem de hükümet ve medya arasındaki bağın en kısa özetidir. Yönetmen, köpeğin kuyruğunu istediği gibi kullanabildiğini, çünkü aklın köpekte olduğunu vurgulamıştır. Yani devlet ya da hükümet medyayı kendi ideolojisi çerçevesinde yönlendirmektedir.




                                                          (Beyaz Sarayın Toplantı Odası)

Asistan: B3 diye bir bombardıman uçağı yok ki?
Conrad: Sen hangi okula gittin? Westly’ye mi?
Asistan: Dartmond’a.
Conrad: Biraz kafanı çalıştır. B3 diye bombardıman uçağı yok. Bildiğim kadarıyla da General Scott Seatle’a görüşmeye gitmedi.
Ames: Bu tutmaz Koni kanıtlayamayız.
Conrad: Gerek yok sadece dikkatleri dağıtacağız. Dikkat dağıtacağız. Seçime iki haftadan az var.
Ames: Bu ne işe yarayacak. Ne işe yarayacak ki?
Conrad: Bulmaya çalışıyorum. Nııı… Çalışıyorum (Şarkı söyler gibi).

          Krizi çözmek için gelen Conrad Brean, Beyaz Saray’ın yer altındaki gizli seminer salonunda toplantı yapar ve toplantıdan sonra ortaya yeni bir kriz çıkarılması gerektiğini söyler. Yukarıdaki diyalogdan hükümet yetkililerinin, istediklerinde medyayı kullanarak nasıl dakikalar içinde sahte bir gündem meydana getirebildiklerini ortaya koymaktadır.



(İçi Para Dolu Zarfın Getirilmesi)

          Conrad ve Ames toplantıdan çıkarken birileri sarı bir zarf getirir ve ikiliye uzatır. Zarfta 20.000 dolar vardır. Conrad’ın iki dakika önce istediği para anında temin edilmiştir. Burada devletin büyüklüğüne vurgu yapılmıştır. İstenilen miktarda parayı temin edebilen ya da herhangi bir isteği anında yerine getirebilen bir devlet mesajı verilmektedir.



(Uçak İçinde Geçen Diyalog)

Conrad: Bak. Merak etme. Bu yeni bir şey değil. Reagan döneminde Beyrut’ta 240 denizci öldürüldü. 24 saat içinde Granada’yı kuşattık. Yöntemleri buydu. Olayı değiştir, başındakini değiştir. Yeni bir kavram değil. İnince beni uyandır yine konuşuruz.
Ames: Olmaz bir savaş çıkaramayız.
Conrad: Savaş falan çıkarmıyoruz. Çıkarır gibi yapıyoruz.
Ames: Çıkarmış gibi de yapamayız.
Conrad: Ne olmuş.
Ames: Ama öğrenirler.
Conrad: Kim öğrenecek? Amerikan halkımı?
Ames: Evet.
Conrad: Onlara kim söyleyecek?
Ames: Ama…
Conrad: Körfez savaşı ile ilgili ne öğrendiler. Dama düşen ve binayı uçuran bir bomba gördüler. O bina legodan da olabilirdi.
Ames: Gerçekten savaşa girmemizi mi istiyorsun.
Conrad: Kafamdaki bu.
Ames: Kime karşı?
Conrad: Daha düşünüyorum.

          Tarihten örnekler veren Conrad, ufak bir skandalın unutulması için sahte bir savaşın çıkarılması gerektiğini düşünür. Milyonlarca insanın müdahil olabileceği bir savaş fikrinin bu kadar hızlı ve kolayca ortaya atılması düşündürücüdür. Ayrıca “insanlara ne gösterirsen onu bilirler” düşüncesinden hareketle, Körfez Savaşı ve Granada kuşatması hakkında insanların çok az bilgi sahibi oldukları yinelenmiştir. Diyalogun tamamına bakıldığında Amerika’nın dünyada ne kadar güçlü ve belirleyici bir ülke olduğu vurgulanmıştır.




(Havaalanında Geçen Diyalog)
Ames: Arnavutluk mu?
Conrad: Evet
Ames: Neden?
Conrad: Neden olmasın. Onlarla ilgili ne biliyorsun.
Ames: Hiç bir şey.
Conrad: Güzel işte. Sinsi olabilirler. Soğuk olabilirler. Arnavutluğu kim biliyor. Arnavutluğa kim güveniyor.
Ames: Evet ama bize ne kötülük yaptılar.
Conrad: Ne iyilikleri oldu ki. Onun için B3 uçağını kullanmalıyız.
Ames: Arnavutlukla savaşa girmemizi istiyorsun
Conrad: Başka şansımız yok. Şimdi hemen basın bürosunu ara ve bu savaşı yalanla.

          Savaş açılan ülkenin Arnavutluk olması tesadüf değildir. Çünkü Arnavutluk
nüfusunun %70’i Müslüman olan bir ülkedir. Savaş açılan ülkenin Arnavutluk
olması oryantalist bir yaklaşımın göstergesidir.



(Muhabirin Sorusu)

Muhabir: Bay Levi, Arnavutluktaki durumun kökten dinci Müslüman Amerikan karşıtı hareketle bir ilişkisi var mı?
Levi: Bu konuda bir bilgi yok. Ancak rahat davranmıyoruz. Çalışmalarımız sürüyor.
Conrad: İşte anlamaya başladılar. Şimdi oldu. Hadi bakalım. Biraz işe yarıyor.
Stanley: Senin bu işle ne ilgin var?

           Conrad’ın Arnavutluk hamlesi işe yarar ve muhabirler Arnavutlukla ilgili sorular sormaya başlarlar. Ancak yukarıdaki diyalogdan da anlaşılacağı üzere muhabirin soru tarzı, Müslümanları terörist gibi göstererek ötekileştirmeyi amaçlamaktadır.



(Stanley’nin İsyan Ettiği Sahne)

Stanley: Hayır hayır. Unut özgürlüğü. Onlar Amerika iblisini mahvetmek istiyorlar. Yaşam tarzımızı yok etmek istiyorlar. Tamam mı? Başkan Çin’de. B3 bombardıman uçağının Arnavutluk’a gönderilmesini görüşüyor. Neden? Bir atom bombaları olduğunu yeni öğrendik.
Conrad: Evet.
Stanley: Bir atom bombaları olduğunu yeni öğrendik. Ve ve… Yok yok bir dakika bir dakika. Hayır hayır. Bir dakika. Atom bombası olmaz o zaman füzeleri falanda olması gerekir değil mi? Halbuki bunlar bir avuç gariban.
Conrad: Evet.
Stanley: Evet. Onu sil. Tamam. O bavulda bir atom bombası. Bunu nasıl söyledim ben. Bir bavul bombası.

          Hollywood sinemasının birçok filminde ortaya çıkan “yaşam tarzı” olgusu bu filmde de işlenmiştir. Sahte savaşın sahte nedeninin ne olması konusunda tartışan Stanley ve Conrad “Arnavutluk’un Amerika’nın yaşam tarzını tehdit etmesi” konusunda anlaşırlar. Ayrıca Arnavutluk devletini gariban şeklinde tanımlayarak aşağılamışlardır.



(Arnavutlukla Savaşa Girme)


Conrad: Başkan Arnavutlukla yaklaşık yarım saat içinde savaşa girecek.
Fed: Savaş mı ilan ediyoruz.
Conrad: Hayır savaş ilan etmiyoruz savaşa giriyoruz. İkinci dünya savaşından beri hiç savaş ilan etmedik.
Fed: Savaşa giriyoruz. Savaşa giriyoruz. Savaşa giriyoruz. Savaşa giriyoruz.
Haber Spikeri: Başkanlık uçağından bir son dakika haberi veriyoruz. 

          ABD başkanı gizlilikten ötürü özür dilediğini ve savaşan insanlarımız için bu gizliliğin
çok gerekli olduğunu belirtti. Başkan Arnavutluk Cumhuriyeti’nin dünyadaki terörizme kaynaklık ettiğini belirtti. Bu nedenle Arnavutluk Cumhuriyeti ve ABD arasında çok yakında bir savaş çıkabileceğini açıkladı. Conrad “ABD savaş ilan etmez direk savaşa girer” şeklindeki söylemiyle güçlü bir ülke güçlü bir ideoloji mesajı vermiştir. Ayrıca başkanın açıklaması yine oryantalist bir söylemi destekler niteliktedir. Başkan, Arnavutluk’un terörizmi desteklediğini ve dolaylı olarak Müslümanların terörist faaliyetle ilişkili olduğunu dile getirmiştir.



(CIA’in Sorguya Çekmesi)

CIA Görevlisi: Bize göre ve bunu ulusal güvenlik de teyit etti, Kanada sınırımızda nükleer aygıt yok. Arnavutluk’ta da hiçbir nükleer aygıt yok. Arnavutluk’un zaten nükleer kapasitesi yok. Uydularımız Arnavutluk bölgesinde hiçbir gizli terörist eğitim kampına rastlamadı… Bütün dünya beklemede, savaş yok.

Conrad: Tabiî ki savaş var. Televizyondan izliyorum.
….
Conrad: İnsanlar neden savaşa girer?
CIA Görevlisi: Yaşam tarzlarını korumak için
Conrad: Siz de bunun için savaşa gider miydiniz?
CIA Görevlisi: Gittim.

          CIA görevlisinin ABD’nin tüm dünyayı uydularıyla gözetlediğini ve kendisinden habersiz hiçbir eylemin gerçekleşemeyeceğini söylemesiyle, ABD’nin ve sahip olduğu ideolojinin ne kadar güçlü olduğu vurgulanmaktadır. Ancak Conrad’ın verdiği cevap medyanın önemine dikkatleri çekmektedir. Basın yayın kurumlarının ülke gündeminde ne kadar önemli olduğunun altı çizilmektedir. Yukarıda da belirtilen “yaşam tarzı” olgusu yinelenmiştir.




(Sanal Karalama Kampanyası)

          Arnavutluk’la savaş taktiği işe yaramayınca eski ayakkabı kampanyasını başlatan başkanın adamları, ülkede geniş yankı uyandırır. Öyle ki insanlar üzerinde Arnavutluk’a hakaret içeren baskılı t-shirtlerle gezmeye başlarlar.


SONUÇ

          Filmin genelinde eleştirel bir anlatım yapısı hâkim olmakla birlikte ele aldığı konulara esprili yaklaşarak izleyiciyi düşündürürken eğlendirmeye çalışmaktadır. Özellikle, film, iktidar, iktidarın ideolojisi ve medya bağlamında birçok konuya değinmiştir. Medya ya da iktidar istediğinde dakikalar içinde gündemi değiştirilebilmektedir; ülke genelinde kampanyalar gerçekleştirerek sanal, yapay gündem oluşturabilmektedir. Birçok yerde ABD’nin güçlü bir ülke olduğu, dünyanın her noktasını gözetleyebildiği ve ülkelerle sebepsiz yere savaşa girebilen bir ülke olduğu vurgulanmaktadır. Savaş çıkarmak için yaşam tarzı ve terörizmi öne sürmeleri; terörist olarak da Müslümanları görmeleri oryantalist bir yaklaşımın göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Film medya ve iktidar bağlamında iki yönlü okunabilir. Aslında filmin açılış sahnesinde yer alan siyah ekran üzerine yazılmış beyaz yazı filmi özetler niteliktedir. Medya iktidar ilişkisinde yer alan karşılıklı yönlendirme, filmde ilginç bir metafor “Hem köpeğin kuyruğunu sallaması, hem de kuyruğun köpeği sallaması” şeklinde göze çarpmaktadır. Ancak kuyruk köpeği ne kadar sallarsa sallasın sonunda köpek son sözü söylemektedir. Medya var olan gündemi değiştirebilir, olaylara yön verebilir ve izleyicileri yanlış bilgilendirebilir. Yine de güç iktidardadır. Yani medya ne kadar güçlü olursa olsun iktidar ne isterse o gerçekleşir. İktidarın isteğini yerine getirmeyen medya yok olur. 


(Sinemada Siyasal İktidar, İdeoloji ve Medya Üçgeni: Wag The Dog Filminin İncelenmesi
Enderhan KARAKOÇ, Abdullah MERT/Türkiyat Araştırmları Dergisi/286-295s arasından alıntı yapılmıştır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder