Dan Brown’ ın kaleme aldığı, Da Vinci Şifresi, Melekler ve
Şeytanlar filmlerinin de yönetmeni olan Ron Howard tekrardan bu sefer Cehennem filmi ile karşımıza
çıkıyor. Senaristliğini David Koepp’ ın yaptığı ,Tom Hanks ve Felicity Jones’
un baş rollerini paylaştığı İnferno filmi, her zamanki teması olan tarihi ve
turistik mekanlardan şaşmıyor. Kitabı okuyan izleyicilerin filmi izledikten
sonra şok geçirmesi maalesef ki kaçılmaz. Aksiyon ve heyecanı durmadan
izleyiciye hissettirmek istenmiş. Acaba oluşturulmak istenen aksiyon, gizem ve
heyecanla ne kadar örtüşüyor ? Bana sorarsanız klişelerden kaçılmaz bir fiyasko
olmuş.
Ron Howard’ın özellikle Da Vinci’ deki başarısı
izleyicilerin beklentilerini yükseltmiş bulunmakta. Cehennem filminde ise özellikle
karakterlerin yüzeysel, inandırıcılıktan uzak ve tahmin edilebilir düzeyde
olması izleyicileri hayal kırıklığına uğramasına sebep olmuş olabilir. Filmin
genel çerçevesine baktığımızda, Hollywood yapımı filmlerin çoğuna konu
olan Amerikalıların dedikleri “Greater
Good” yani; geleceğin kurtarılabilmesi
için milyonlarca insanın ölmesi gerektiği konusu tekrar izleyicilerle karşı
karşıyaydı. Filmde Zobrist’ in yaptığı tamı tamına buydu aslında ”geleceği
kurtarmak, insanları bilinçlendirmek”. Zobrist, binlerce insanın ölmesinden
sonra Rönesans’ ın başladığını dile getiriyor filmde. Aslında ütopik olmayan
bir fikir ama gerçekleşmesinin de
manasız ve gereksiz olduğu bir durum.
Filmde dikkat çeken bir diğer olay ise “Created Reality
(Yaratılmış Gerçeklik)”. Harry Sims ve şirketi, aslında kitapta olmayan bir
konu. Varlığı bilinmeyen ve müşterileri için sahte olaylar gerçekleştiren bir
şirket. Herhangi birine, herhangi bir konuya inandırmak için kaçırmak ve
toplumu bir fikre yönlendirmek için sahte terörizm olayları ya da bombalama
eylemleri gerçekleştirmekte. Buna tezgah denir, ama Harry Sims buna filmde yaratılmış gerçeklik
diyor. Gerçekte böyle şirketler olabilirde olmayabilir de ama dünyada
ülkelerin, devletlerin, böyle şeyler yaptığını söylemek yanlış da değil bence.
Filmde yoğun olarak karşımıza çıkan Robert Langdon’ ın halüsinasyon
sahnleri. Aksiyon dozu gerçekten çok güzel ayarlanmış ve teknik olarak da oldukça
başarılı kurgulanmış gözüküyor. Film dört mekanda yani, Venedik, Floransa,
Budapeşte ve İstanbul’ da geçiyor. Aslında muhteşem bir tarihsel seyahat
sunuyor bize. Bu yüzden tarihsel bir seyahat ve yüzlerce yıl önce yaşamış
adamların sanat eserlerinden hipotezler oluşturarak kıyamet teorileri çıkarıp
bunları izleyicilerle buluşturması takdir edilmesi gereken bir durum bence.
Filmin son sahnelerine geldiğimizde ise İstanbul karşımıza
çıkıyor ve bakıyoruz ki gerçekten objektif bir şekilde beyaz perdeye sunulmuş. İnsanların
algısında her zaman Türkiye, kafalarında sarıklı ve develerle gezen bir ülke
olarak lanse edilmiştir. Inferno bu tabuyu yıkıp gerçekten İstanbul’ u objektif
bir şekilde seyircilerle karşı karşıya getiriyor.
Tabi ki de her filmde hatalar olabilir ama beklentiyi yüksek
tutup beklenenin fiyasko çıkması gerçekten kötü bir şey. Genel olarak eğlenerek
izleyebileceğiniz güzel bir film. Tarihsel seyahati gerçekten çok güzel
yansıtıyor. Bence iki saati ayırarak keyifle izlenebilecek bir film.
Filmde emeği geçen herkese saygılar…






















