4 Ocak 2017 Çarşamba

Cehennem (Inferno)


          Dan Brown’ ın kaleme aldığı, Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlar filmlerinin de yönetmeni olan Ron Howard tekrardan  bu sefer Cehennem filmi ile karşımıza çıkıyor. Senaristliğini David Koepp’ ın yaptığı ,Tom Hanks ve Felicity Jones’ un baş rollerini paylaştığı İnferno filmi, her zamanki teması olan tarihi ve turistik mekanlardan şaşmıyor. Kitabı okuyan izleyicilerin filmi izledikten sonra şok geçirmesi maalesef ki kaçılmaz. Aksiyon ve heyecanı durmadan izleyiciye hissettirmek istenmiş. Acaba oluşturulmak istenen aksiyon, gizem ve heyecanla ne kadar örtüşüyor ? Bana sorarsanız klişelerden kaçılmaz bir fiyasko olmuş.

          Ron Howard’ın özellikle Da Vinci’ deki başarısı izleyicilerin beklentilerini yükseltmiş bulunmakta. Cehennem filminde ise özellikle karakterlerin yüzeysel, inandırıcılıktan uzak ve tahmin edilebilir düzeyde olması izleyicileri hayal kırıklığına uğramasına sebep olmuş olabilir. Filmin genel çerçevesine baktığımızda, Hollywood yapımı filmlerin çoğuna konu olan  Amerikalıların dedikleri “Greater Good”  yani; geleceğin kurtarılabilmesi için milyonlarca insanın ölmesi gerektiği konusu tekrar izleyicilerle karşı karşıyaydı. Filmde Zobrist’ in yaptığı tamı tamına buydu aslında ”geleceği kurtarmak, insanları bilinçlendirmek”. Zobrist, binlerce insanın ölmesinden sonra Rönesans’ ın başladığını dile getiriyor filmde. Aslında ütopik olmayan bir fikir ama gerçekleşmesinin de  manasız ve gereksiz olduğu bir durum.

          Filmde dikkat çeken bir diğer olay ise “Created Reality (Yaratılmış Gerçeklik)”. Harry Sims ve şirketi, aslında kitapta olmayan bir konu. Varlığı bilinmeyen ve müşterileri için sahte olaylar gerçekleştiren bir şirket. Herhangi birine, herhangi bir konuya inandırmak için kaçırmak ve toplumu bir fikre yönlendirmek için sahte terörizm olayları ya da bombalama eylemleri gerçekleştirmekte. Buna tezgah denir, ama  Harry Sims buna filmde yaratılmış gerçeklik diyor. Gerçekte böyle şirketler olabilirde olmayabilir de ama dünyada ülkelerin, devletlerin, böyle şeyler yaptığını söylemek yanlış da değil bence.

          Filmde yoğun olarak karşımıza çıkan Robert Langdon’ ın halüsinasyon sahnleri. Aksiyon dozu gerçekten çok güzel ayarlanmış ve teknik olarak da oldukça başarılı kurgulanmış gözüküyor. Film dört mekanda yani, Venedik, Floransa, Budapeşte ve İstanbul’ da geçiyor. Aslında muhteşem bir tarihsel seyahat sunuyor bize. Bu yüzden tarihsel bir seyahat ve yüzlerce yıl önce yaşamış adamların sanat eserlerinden hipotezler oluşturarak kıyamet teorileri çıkarıp bunları izleyicilerle buluşturması takdir edilmesi gereken bir durum bence.

          Filmin son sahnelerine geldiğimizde ise İstanbul karşımıza çıkıyor ve bakıyoruz ki gerçekten objektif bir şekilde beyaz perdeye sunulmuş. İnsanların algısında her zaman Türkiye, kafalarında sarıklı ve develerle gezen bir ülke olarak lanse edilmiştir. Inferno bu tabuyu yıkıp gerçekten İstanbul’ u objektif bir şekilde seyircilerle karşı karşıya getiriyor.

          Tabi ki de her filmde hatalar olabilir ama beklentiyi yüksek tutup beklenenin fiyasko çıkması gerçekten kötü bir şey. Genel olarak eğlenerek izleyebileceğiniz güzel bir film. Tarihsel seyahati gerçekten çok güzel yansıtıyor. Bence iki saati ayırarak keyifle izlenebilecek bir film.
Filmde emeği geçen herkese saygılar…






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder